Bir derbiyi daha geride bıraktık. Üzerine yazıldı, çizildi… Maç sonrası bilmem dikkatinizi çekti mi, her derbi sonrası çıkan küçük bir haber yine yayına verildi: Derbide hasar 15 bin YTL… Az para değil, belki de Türkiye nüfusunun 4’te 3’nün 1 yıllık maaş toplamı.
Fenerbahçe Kulübü’nün resmi internet sitesi hasarı fotoğraflarıyla birlikte belgelemiş… 150 plastik koltuk, 9 lavabo şifonu, 6 lavabo aynası, 4 musluk, 3 rezervuar, 5 yönlendirme PVC’si, 20 metrekare kare alçıpan, 800 metre kare duvar boyası, 2 büfe aracı… Düşünmeden edemiyorum, nasıl bir ruh hali içindeki insan bir futbol maçı sırasında/sonrasında kamu kullanımı için tahsis edilmiş şeylere zarar verir?
Burada son örnek olduğu içi Fenerbahçe-Galatasaray maçıyla başladık ancak bu tüm derbiler sonrası aynı. Hatta deplasmana kalabalık giden başka takımların taraftarları da yenildikleri maçlardan sonra stada ve tuvaletlere zarar veriyorlar.
Aslında yıllardır bu anlatılıyor ancak hala bazıları anlamak istemiyorlar sanırım. Bu zararların bedelini ev sahibi takım ödemiyor, misafir takımın kulübü ödüyor. Noter huzurunda hasar tespiti yapılıyor. Bazen bire bin katılıyor, fatura muhatap kulübe ödetiliyor. Zaten önemli bir maçı kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan kulüp bir de taraftarının verdiği zararı ödüyor. Deplasmanda çıkarılan olaylar ve edilen küfürler nedeniyle PFDK’nın verdiği para/saha kapatma/seyircisiz oynama cezalarını saymıyorum zaten.
Avrupa’daki fanatik, kavgacı taraftarları ‘holigan’ diyip horlarlar ancak en azından oralarda tuvaletlere zarar verilmiyor. Bunun futbol kültürüyle de bir alakası yok. Öğrenim durumu ne olursa olsun bir insan takımının yenilmesi nedeniyle sinirlenebilir, kızabilir ancak musluk, pisuvar, şifon parçalamak bambaşka bir psikoloji. Ben deplasman dönüşü dinlenme tesisinde şeker ve sigara çaldığını ballandıra ballandıra anlatan üniversite mezunu taraftar gördüm. Aynı şekilde bindikleri otobüslerin camlarını kıran, yollarda yağma yapan, dinlenme yerlerinde hesap ödemeyip olay çıkaran taraftarların sayısı o kadar fazla ki. Ve bunlar Türkiye’de birçok futbol romantiği tarafından köklü kulübün büyük taraftarları olarak yüceltiliyor.
Bunlar tek başlarına toplum içinde hiçbir şey olamamış, ancak grup içinde kendilerini rahat hisseden insanlar. Kendilerini ancak böyle ifade edebiliyorlar. Tek başına ayakta duran, sorumluluk sahibi biri ne dinlenme tesisinde şeker çalar, ne pisuvar kırar ne de olay çıkarır. Tüm bu olaylar, bir sinir gösterisinden çok kendini gösterme çabası. Galibiyetle kendimizi kabul ettiremiyorsak olay çıkararak kabul ettiririz…
Zamanında maç yaptığımız halı sahasın tuvaleti son derece bakımsızdı… Tesis sahibine, iyi bir geliri olduğu halde niye buranın bakımını yaptırmadığını sormuştuk. “Abi kaç kere yaptırdık, klozet kapaklarını bile kırıyorlar, artık pes ettik” demişti. Belki de en güzel çözümü buldu kendince, tuvaleti bakımsız bıraktı, kırıp dökenleri cezalandırdı, dolayısıyla bizi de. Ev sahibi takımlar da pekala statlarda tuvaletleri kapatabilir, koltukları kaldırabilir ancak ne gerek var?
Şimdi burada “Arkadaşlar lütfen deplasmanlarda koltukları kırmayalım, tuvaletlere zarar vermeyelim” demek bana çok saçma geliyor. Çünkü en ufak bir zeka kırıntısı olan insan bunun kötü bir şey olacağını bilir. Ancak deplasmana samuray kılıcı bile götürüp adam kesmeye gidenlere ne anlatacaksınız?
Yazar : Efkan Budak
Not: Başlık maxfutbol.com'a aittir.
Comments
Post new comment